Meme sarkomları tüm malign meme tümörlerinin yaklaşık olarak
%1’ini oluştururlar. Memenin primer liposarkomu ise tüm meme
sarkomları arasında %3-24 oranında bulunurlar
1-3. Genel olarak
meme liposarkomu oldukça nadir olarak tespit edildiklerinden
memenin primer sarkomları başlığı altında incelenmiş ve memenin
diğer sarkomatöz tümörleri gibi değerlendirilmiştir. Bu tümörler
hakkında en erken raporlar 1862 yılında Neuman tarafından
bildirilmiş; 1978 yılında Kristensen ve Kryger sundukları 1 vaka ile
beraber o zamana kadar toplam 32 olgu ve 1981 yılında Kanemoto
ve arkadaşları ise toplam 40 olgu yayınlandığını tespit etmişlerdir
9,10. Bu tümörler saf bir liposarkom olarak ortaya çıkabileceği
gibi csytosarcoma phyllodes tümörleri içerisinde heterolog bir
stromal element olarak da görülebilirler
11-13. Austin ve Dupruee
1986 yılında şimdiye kadar bulunan en büyük sayıdaki toplam
20 hastayı içeren meme liposarkomu çalışmasında; 13 olgunun saf
meme liposarkomu ve 7 olgunun cystosarcoma zemininde gelişen
liposarkom hastaları olduğunu bulmuştur
6. Arbabi ve Warhol
meme karsinomu nedeniyle önceden radyoterapi alan bir hastada
pleomorfik tipte bir liposarkom geliştiğini ve radyoterapinin
tümör oluşumunda etkili olduğunu bildirmiştir
14. Kanemoto ve
arkadaşları ise 20 yıldır memede küçük bir kitle bulunan ve daha
sonra hızla büyüme gösteren ve miksoid tipte dev bir liposarkom
tanısı alan 52 yaşında bir hastayı sunmuşlar ve olası benign bir lezyondan
malign forma geçişin olduğunu öne sürmüşlerdir
10.
Klinik olarak hastalarda ağrısız, mobil, sınırları düzgün, sert bir kitle
şeklinde ortaya çıkarlar. Büyük boyutlara ulaştığında tümörün
üzerini kaplayan deride incelme, kızarıklık ve vasküler yapılarda
belirginleşme ortaya çıkabilir. Nadiren meme başı çekintisi, deri
veya göğüs duvarına invazyon yaparlar. Meme başı akıntısı hemen
hemen görülmez. Daha çok 45-55 yaşları arasındaki kadınlarda
görülür 4. Adolesan çağda ve erkeklerde de bulunmuştur 6,15.
Literatürlerde bilateral olarak tespit edilen hastalar da mevcuttur
16. Nadiren palpabl aksiller lenf nodları tespit edilir. Bizim her iki
olgumuzda da palpabl aksiller lenf nodu tespit edilmedi. Hastalardan
biri premenapozal diğeri ise postmenapozal idi.
Radyolojik olarak spesifik bulgular içermediklerinden bir fibroadenom
gibi benign olarak değerlendirilebilirler. Tanı için ince iğne
aspirasyonunun bile yeterli olduğu şeklinde yayınlar mevcuttur
17,18. Ancak meme tümörleri için yapılan 5306 ince iğne aspirasyon
biyopsisinde; sadece 46 aspiratın (%0.87) iğsi hücreler ve
mezenşimal komponentler ihtiva ettiği, liposarkomun kötü differansiye
bir karsinom ile karışabileceği ve özellikle mezenşimal
komponent içeren lezyonların ince iğne aspirasyonu ile nadiren
değerlendirilebildiği tespit edilmiştir 19. Bu nedenle ince iğne
aspirasyon biyopsisinde yanlışlıkla karsinom tanısı konulmaması
için izole vakuollü, stoplazmalı ve nükleer polimorfizm gösteren
iğsi ve poligonal hücrelerin bulunmasına ve karakteristik lipoblastların
mevcudiyetine dikkat edilmelidir 17. Bu tümörler histolojik
olarak; iyi diff eransiye, miksoid, yuvarlak hücreli veya pleomorfik
tip şeklinde 4 gruba ayrılırlar. Bunlar arasında pleomorfik tip liposarkomlar
en agressif olanlarıdır. Hastalarımızdan biri miksoid tip iken diğeri ise pleomorfik tip liposarkom tanısı almıştı. Hastalara
operasyon öncesi uzak organ taramalarının özellikle akciğerlere
yayılım yaptıklarından bilgisayarlı akciğer tomografisinin çekilmesi
önemlidir. Akciğerlerden başka karaciğer, beyin, kemik ve
diğer abdominal organlara da metastaz yapabilirler 9. Bizim her
2 olgumuzda da postoperatif yaygın akciğer metastazları gelişti ve
hastalar bu nedenle öldüler.
Primer meme liposarkomlarının tedavisi cerrahidir. Günümüzde
tümörsüz cerrahi sınırların sağlandığı geniş bir lokal eksizyonun
yeterli olduğu kabul edilmektedir 5,6. Aksiller lenf nodu disseksiyonu
gereksizdir. Ancak palpabl lenf nodu varlığında önerilmektedir
3,6-8. Ancak mastektomi ile opere edilen hastalarda meme
koruyucu operasyonlara göre daha az oranda lokal nüks görüldüğü
bildirilmektedir 5. Bu nedenle özellikle meme koruyucu cerrahi
operasyonları sonrası radyoterapi verilmesi önerilmektedir 7.
Bizin her 2 hastamıza da modifiye radikal mastektomi operasyonu
uygulandı ve postoperatif adjuvan radyoterapi verilmedi. Adjuvan
radyoterapinin lokal nüks ve survi açısından anlamlı faydası olduğunu
bildiren çalışmalara karşın radyoterapinin etkisiz olduğu
şeklinde çalışmalar da mevcuttur 3,7,8,20. Adjuvan kemoterapi
ise büyük boyutlardaki tümörler ve yüksek grade’li lezyonlarda
önerilmektedir. Kemoterapide en çok antrasiklin grubu ve ifosfamid
içeren tedavi protokolleri kullanılmaktadır. Bizim de; premenapozal,
tümör boyutu 9x8 cm olan hastamıza adjuvan radyoterapi
ve 6 kür ifosfamid- adrioblastin kemoterapisi uygulandı.
Cerrahi sonrası en önemli problemler lokal nüks veya uzak metastazların
ortaya çıkmasıdır. Austin ve Dupruee’nin 20 vakayı içeren
çalışmalarında; sadece 2 hastada lokal nüks ve 3 hastada uzak metastaz
geliştiğini, uzak metastaz bulunan 2 hastanın tümör nedeniyle
öldüklerini ve 20 hastadan 14’ünün hayatta kaldıklarını tespit
etmişlerdir. Bu çalışmaya göre lokal rekürrens gelişmesinde etkili
faktörler; pleomorfik tip liposarkom yapısı ve infiltrasyon gösteren
sınırların bulunması ve tümörsüz sağkalım ile ilişkili faktörler ise;
erkek cinsiyet, iyi diff eransiye liposarkom yapısı ve tümör dokusunun
iyi sınırlanmış olmasıdır. Bu nedenle tedavide özellikle tümörsüz
negatif cerrahi sınırları sağlayan lokal eksizyonun yeterli olduğu
ve aksiller disseksiyonun gerekmediği bildirilmiştir 6. Başka
bir çalışmada ise tümör boyutu ile ilişkili olarak lokal rekürrens
oranlarını; 1-2 cm tümörler için % 1.1, 2.1-5 cm tümörler için %1.7
ve 5cm’den büyük tümörler için %6.1 olarak bulunduğu ve meme
koruyucu cerrahi uygulananlarda nüks oranlarının daha yüksek
olduğu ancak lokal nüks gelişmesinde belirgin bir risk faktörünün
bulunmadığı tespit edilmiştir 5.
Lokal nüks oluşan hastalar için de tedavi cerrahidir. Cerrahi tedavi
olarak tekrar geniş lokal eksizyondan mastektomi operasyonlarına kadar olan ameliyat çeşitlerinden biri seçilebilir. Uzak metastazlar
için ise kemoterapotik ajanların kullanılması uygulanmış ancak
pek iyi neticeler elde edilememiştir. Uzak metastaz gelişiminden
sonra survi oldukça kısalmaktadır. Hiçbir hastamızda lokal metastaz
tespit edilmezken, her ikisinde de uzak metastazlar tespit
edildi. Uzak metastaz bölgeleri akciğerler olan her 2 hastada uzak
metastaz sonrası 4. ayda exitus oldu.
Genel olarak meme sarkomları ile değerlendirilen bu tümörler için
ortalama 5 yıllık hastalıksız survi %50 ve tümüyle survi %66 olarak
bildirilmiştir 5.