Meme kanseri, kadın sağlığını tehdit eden önemli bir sorun
olup, dünyada kadınlarda en sık görülen ve ölüme
yol açan malign tümördür
1,2. Dünya’da her yıl bir
milyon yeni meme kanseri tanısı konmakta olup meme kanseri
tüm kanser olgularının % 18’ini oluşturmaktadır
3. Dünya’da,
her yedi kadından birinin yaşamının her hangi bir döneminde
meme kanseri olabileceği öngörülmektedir
4. Türkiye’de ise
meme kanseri insidansı artmakta ve mevcut verilere göre kadınlar
arasında görülen kanserler içinde %24.1 ile ilk sırada yer
almaktadır
5. Ayrıca, Fidaner ve arkadaşları (2001), İzmir’de
kadınlarda en sık görülen kanserin % 26.7 ile meme kanseri olduğunu
belirtmişlerdir
6. Ortalama yaşam süresinin uzaması,
yaşam biçimindeki değişiklikler, tanı testleri, tarama programları ve kanser olgularının bildirimindeki artışlar meme kanseri insidansında
artışa neden olmaktadır
2.
Meme kanserinin yüksek oranda görülmesi meme kanseri risk
kaygısını ve farkındalığı artırmaktadır7. Meme kanserinin önlenmesi
ve erken tanılanabilmesi için yüksek riskli kadınların bilgilendirilmeleri
ve yakın gözlem altında tutulmaları önemlidir8.
Meme kanserini önlemede kompleks bilgi ve beceriler gereklidir.
Hemşireler kanıta dayalı bilgi ve uygulamaları kullanarak meme
kanseri riski yüksek kadınların, bilgi ve destek gereksinimlerini
karşılamalıdır. Bu makalede, kadınlarda meme kanseri riski, meme kanseri açısından riskli kadınların yaşadıkları duygular, bilgi ve
destek gereksinimleri ve gereksinimlerin karşılanmasına ilişkin
hemşirelik girişimleri açıklanmaktadır.
Meme kanseri riski
Meme kanserinde yaş major bir risk faktörüdür. Meme kanserinin
%78’i 50 yaş ve üzerindeki kadınlarda, %22’ si 50 yaş altındaki kadınlarda
görülmektedir. Meme kanserinde diğer majör risk faktörleri,
kadın olmak, aile öyküsünde meme kanseri, atipik hiperplazi,
BRCA-1 ve BRCA-2 genlerinde mutasyon olarak bildirilmektedir.
Minör risk faktörleri ise, menarş ve menopoz arasındaki intervalde
uzama, hiç doğum yapmama, ilk çocuğunu 30 yaş sonrasında doğurma,
günde bir bardaktan fazla alkol alma ve yağlı diyet olarak
belirtilmektedir9,10.
Meme kanserinde rol oynayan risk faktörleri Tablo 1’de gösterilmiştir3,9,11,12.
Genetik meme kanseri, tüm meme kanserlerinin % 10-15’ini, 30
yaş altında başlayan primer meme kanserlerinin %25 ini oluşturmaktadır1. Aile öyküsünün değerlendirilmesi, genetik meme
kanseri riskini belirlemede çok önemli bir faktördür13,14,15. Birinci
derece yakınlarında; 30 yaşın altında premenopozal meme
kanseri, bilateral meme kanseri, hem meme hem de over kanseri,
her yaşta erkekte meme kanseri bulunması ailesel meme kanseri
riskini arttıran faktörlerdir3,16,17. Aile öyküsüne bağlı risk tahmini;
aile üyesinin tanı sırasındaki yaşı, kadının yaşı, etkilenen akrabaların
sayısı gibi birçok faktöre bağlı değişmekle beraber14,17,
minimum rölatif riskin genel kadın popülasyonundan iki kat daha
fazla olduğu tahmin edilmektedir16,17,18.
Meme kanserinde, yüksek risk değerlendirmede kriterler; (a) birinci
derece akrabalarında veya ikinci derece akrabalarında meme
veya over kanseri öyküsü, (b) birinci veya ikinci derece yakınlarında
bilateral veya premenopozal meme kanseri varlığı, (c) atipik
hiperplazi, (d) lobüler karsinoma insitu, (e) pozitif gen testi olarak
belirtilmektedir7.
Risk değerlendirme araçları
Meme kanseri riskini belirlemede yaygın olarak Gail ve Claus modeli
kullanılmaktadır19.
Gail Modeli
Gail Modeli, Gail ve arkadaşları (1989), tarafından kadınlarda meme
kanseri gelişim riskini saptamak amacıyla geliştirilmiştir. Bu model,
bireysel risk faktörlerini kullanarak kadının beş yıllık ve yaşam boyu
meme kanseri riskini hesaplamaktadır. Model, Amerika’da 28 merkezden
280.000 kadın örneklemle gerçekleştirilen, Meme Kanseri
Saptama ve Gösterme Projesi’nin (Breast Cancer Detectation and
Demonstration Project) verileri kullanılarak geliştirilmiştir20.
Model’de riski saptamada aile öyküsünden çok risk faktörleri kullanılmaktadır.
Gail Modelinde kullanılan risk faktörleri aşağıda verilmiştir.
• Kadının şu anki yaşı
• Menarş yaşı
• Canlı ilk doğum yaşı veya hiç doğum yapmama
• Meme kanserli birinci derece yakınının sayısı
• Önceki benign meme biyopsi sayısı
• Önceki meme biyopsisinde atipik hiperplazi
• Irk19,20.
Claus Modeli
Claus modeli, Claus ve arkadaşları tarafından (1994), daha çok genetik
meme kanseri riskini belirlemeye yönelik olarak geliştirilmiştir.
On yıllık ve yaşam boyu meme kanseri riskini hesaplamaktadır.
Çok merkezli, toplum temelli, vaka kontrol çalışması olan Kanser
ve Steroid Hormon Çalışması’nın (Cancer and Steroid Hormone
Study) verileri kullanılarak geliştirilmiştir. Genel olarak, meme kanseri
gelişimi bakımından riske sahip olan ailelerde riski tahmin etmek
amacıyla kullanılır21.
Claus Modeli, meme kanseri riskini;
• kadının şu anki yaşı,
• meme kanseri olan birinci ve ikinci derece akraba sayısı,
• meme kanseri olan birinci ve ikinci derece akrabanın meme kanseri olma yaşını kullanarak hesaplamaktadır19,21.
Her iki modelin de eksiklikleri vardır. Gail modelinde; kişisel meme
kanseri öyküsü ve genetik mutasyonlar gibi noktaları dikkate almadan
risk değerlendirmesi yapıldığı için bu tip hastalarda çok
uygun değildir. Bu nedenle, aile öyküsünde meme kanseri olan kadınların
riskini düşük hesaplayabilir. Gail modelinin diğer sınırlılığı
ise atipik hiperplazi olmayan biyopsilerin alınması nedeniyle risk
tahminini artırabilmesidir. Claus modelinde ise risk hesaplamasında
aile öyküsü dışındaki risk faktörlerinin (önceki biyopsi sayısı,
menarş yaşı, ilk doğum yaşı gibi) kullanılmamasıdır22,23,24.
Meme kanseri riski yüksek kadınların yaşadıkları
duygular
Risk kavramının, tıbbi ve epidemiolojik yönü kadar psikolojik ve sosyal
boyutları da vardır. Meme kanseri olan kadınlar, bu büyük olayın
duygusal etkisini akrabalarıyla beraber yoğun olarak yaşarlar9,24.
Yapılan çalışmalarda, aile öyküsünde meme kanseri bulunan kadınların
korku, anksiyete, belirsizlik, çaresizlik gibi duygular yaşadıkları
saptanmıştır25,26,27,28. Meme kanseri riski yüksek olan
kadınların yaşadıkları bu duygular, kanser tanısı alan kadınların
duygularına benzememektedir. Meme kanseri tanısı alan kadınlar,
durumu bir kriz olarak algılayabilir ve tedavi süreci sonunda bu kriz
çözülebilir. Yüksek riskli kadınların yaşadıkları anksiyete, belirsizlik,
araştırmalardaki çelişkili sonuçlar ve sağlık profesyonellerinin
önerilerinde kesinlik olmaması nedeniyle süreklidir. Bu anksiyete,
kadının önceki deneyimlerine, meme kanserli yakınıyla olan etkileşimine,
risklerini algılamaya, meme kanseri olan aile üyelerinin
durumlarına, baş etme mekanizmalarına ve destek sistemleri gibi
bir çok faktöre bağlıdır9.
Kristjanson ve arkadaşları (2004), adölesan kız çocukların, annelerine
meme kanseri tanısı konduğunda korku, belirsizlik, izolasyon
hissi yaşadıklarını, annelerinin hayatta kalması ile ilgili endişelendiklerini,
ayrıca genetik yatkınlıktan dolayı korktuklarını saptamışlardır27. Rees ve Bath (2000a), anneleri meme kanseri olan kız
çocukların, tedavi ve iyileşme sürecinde annelerinin görevlerini
üstlendiğini ve bu sorumluluğun kız çocuklarında anksiyeteye
neden olduğunu göstermişlerdir. Ayrıca kız çocukların, kendilerini
de risk altında olduklarını kabul ettiklerinden korku yaşadıklarını
belirtmişlerdir28. Chalmers ve Thomson (1996), birinci derece
yakınları meme kanseri olan kadınların, meme kanseri olan akrabalarının
sağlıklarıyla ilgilenirken erken tanı uygulamalarına uyum
göstermede güçlük çekebildiklerini saptamışlardır25.
Aile öyküsünde meme kanseri olan kadınların erken tanı uygulamalarına
(mamografi, klinik meme muayenesi, kendi kendine
meme muayenesi) uyumlarının incelendiği çalışmalarda farklı
sonuçlar elde edilmiştir29,30,31,32. Bazı çalışmalarda aile öyküsünde
meme kanseri olan kadınlar ile olmayan kadınların erken
tanı uygulamalarına uyumları arasında fark olmadığı saptanmıştır29,32. Diğer taraftan aile öyküsünde meme kanseri olan kadınlarda
risk algısının anksiyeteye yol açtığı ve önerilenden daha sık
kendi kendine meme muayenesi yaptıkları30, ya da yapmaktan
kaçındıkları belirtilmiştir31.
Meme kanseri için yüksek riskli kadınların, davranışları farklılıklar
gösterebilir. Örneğin, bazı kadınlar düşüncelerini baskılayabilirken,
bazıları meme kanseri hakkında sürekli düşünüp konuşurlar. Bazıları
meme kanseri riski hakkında bilgi almak isterken, diğerleri riske ilişkin
genetik test, kimyasal korunma gibi konular hakkında hiçbir şey
duymak istemezler. Tedavi seçeneği arayışı da bu davranışsal faktörlere
bağlıdır. Kadınların büyük bölümü, profilaktik cerrahi (bilateral
mastektomi, bilateral ooferektomi) veya kimyasal korunmaya karşı
olup, gözetim altında tutulmayı tercih etmektedir9.
Meme kanseri riski yüksek kadınların bilgi ve destek
gereksinimleri
Araştırmalar, meme kanserli hastaların birinci derece akrabalarının,
meme kanserli hastanın deneyimlerini paylaştıklarını, kendilerini
de risk altında kabul ettiklerini göstermiştir8,33. Kadınların
meme kanseri nedeniyle yaşadığı korku ve anksiyetesini eşine ve
çocuklarına yansıtarak onları da olumsuz yönde etkilediği, dolayısıyla
meme kanserinin ailenin hastalığı olarak değerlendirilmesi
gerektiği vurgulanmaktadır33.
Rees ve Bath (2000a), bireysel riskin doğru algılanması ve erken
tanı uygulamalarına uyumun, korkuların azalmasında etkin olduğunu
belirtmişlerdir28. Yapılan çalışmalarda, birinci derece
yakınlarında meme kanseri olan kadınların gereksinimleri, “bilgi
ve destek gereksinimleri ölçeği” kullanılarak tanımlanmıştır. Kadınların
en önemli gereksinimlerinin meme kanseri bireysel riski,
meme kanseri risk faktörleri, erken tanı yöntemleri ve meme
kanseri riskini azaltabilecek sağlık alışkanlıkları ilgili bilgi olduğu
ve kadınların bilgi gereksinimlerinin destek gereksinimlerinden daha önemli olduğu belirtilmiştir. En az derecelendirilen gereksinimin,
destek gruba katılma olduğu saptanmıştır34,35. Literatürde,
meme kanseri açısından yüksek riskli kadınların genetik
danışmanlık, meme kanserinin önlenmesi ve saptanması hakkında
bilgi, emosyonal destek (duygularını ifade etmesini sağlamak,
stres yönetimi için özel stratejiler, benzer durumdaki kadınlarla
konuşma), meme kanserli aile üyelerinin kaybı ile baş etme danışmanlığı,
genetik test için karar vermede destek istedikleri geliştirilmiştir7,36,37. Stacey ve arkadaşları (2002), meme kanseri
riski yüksek (birinci derece yakınlarında meme kanseri olan, atipik
hiperplazi ve lobular karsinoma bulunan) 97 kadının yaş gruplarına
göre bilgi ve destek gereksinimlerinin öncelik sıralamasını
incelemişlerdir. Elli yaş altı kadınların öncelik sırasıyla; (1) meme
kanseri taramaları, (2) meme kanseri riski, (3) riski azaltan yaşam
stili seçimleri ve (4) hormon replasman tedavisi hakkında bilgi istediklerini
bulmuşlardır. Daha yaşlı kadınlarınsa öncelik sırasıyla;
(1) meme kanseri riski, (2) yaşam stili seçimleri, (3) meme kanseri
taramaları ve (4) ilaçla koruma hakkında bilgi istediklerini bulmuşlardır.
Aynı çalışmada kadınların %75’inden daha fazlasının meme
kanseri önleme seçenekleri, yararları ve riskleri konusunda karar
vermede yardımcı olması için bilgi almak istedikleri saptanmıştır.
Genç kadınların, destek gereksinimi genetik danışmanlık üzerine
odaklanmıştır7. Meme kanserli kadınların adölesan kız çocukları
ile yapılan kalitatif bir çalışmada, çocukların annelerinin hayatta
kalımı, hastalığın ciddiyeti, tedavinin yan etkileri, alternatif tedaviler,
hastalıkla ilgili tıbbi bilgi, annelerinin mücadelesine nasıl
yardımcı olacakları, annelerinin duyguları ve yaşadığı değişimler
hakkında bilgilendirme istedikleri saptanmıştır27. Rees ve Bath
(2000b), meme kanserli kadınların kızlarının (n:97) bilgi gereksinimini,
kızlar ile anneleri ve sağlık profesyonelleri arasındaki bilgi
akışını tanımlamışlar; kızlar ve anneleri arasında bilgi akışının iyi
olduğunu bulmuşlardır. Kızların annelerinden bilgi almalarına rağmen,
çoğunun farklı bilgilendirme kaynağı arayışında olmalarını,
annelerinin onların bilgilendirme gereksinimini karşılamadığının
göstergesi olduğunu belirtmişlerdir33.
Meme kanseri riski yüksek kadınların bilgi ve destek
gereksinimlerinin karşılanmasında hemşirelik girişimleri
Birey ve ailenin meme kanserinin getirdiği stresörlerle başa çıkmasını
kolaylaştırmak için bilgi ve desteğin oldukça önemli olduğu
belirtilmektedir25,26,34,35. Bu nedenle meme kanserli hastaların
birinci derece yakınlarına bilgi verme ve sorunlarla baş etmesinde
hemşirelere önemli görevler düşmektedir9.
Wellısch ve arkadaşları (1999), yaptıkları araştırmada birinci derece
yakınlarında meme kanseri bulunan yüksek riskli kadınlara
(n=33) verilen destek grup danışmanlığının kadınların, anksiyete
ve depresyon semptomlarında azalma sağladığını bulmuşlardır38. Rees ve Bath (2000a) bireysel riskin doğru algılanması ve erken
tanı uygulamalarına uyumun, korkuların azalmasında etkin
olduğunu belirtmişlerdir28. Chalmers ve arkadaşları (1996), birinci
derece yakınlarında meme kanseri olan 55 kadınla yaptıkları
kalitatif çalışmada, kadınların meme kanseri riskine uyumlarını;
meme kanseri deneyimi ile yaşamak, bireysel risk algısının gelişmesi
ve riske yönelik koruyucu davranışlar geliştirmek olarak üç boyutta tanımlamışlardır26. Başka bir çalışmada riske uyumda
bilgi ve desteğin, uyumu kolaylaştırdığı saptanmıştır25.
Hemşire, bu kadınlar için bir bilgi ve destek kaynağı olarak hareket
edebilir. Yüksek riskli kadınlar, sağlıklı bir toplum oldukları için girişimler
eğitim ve psikososyal destek, taramanın sağlanması, anksiyetenin
yönetilmesi ve tedavi seçeneklerine ilişkin karar verme
sürecinde yardımcı olmayı içermektedir.
Her tedavi seçeneği için hemşirelik girişimleri Tablo 2’de verilmiştir7,9.
Hemşireler, meme kanseri riski yüksek kadınların gereksinimlerinin
belirlenmesi ve karşılanmasıyla kadınların riski daha doğru
anlamalarına yardımcı olabilir, güven vererek rahatlatabilir, bakımlarına
ilişkin memnuniyet sağlayabilir. Ayrıca bu kadınlara verilen
danışmanlık, onların tarama rehberlerine uyumunu ve meme kanseri
riski nedeniyle yaşadıkları anksiyeteyi azaltır39.