Hastalarımızın çoğu memelerindeki sorunu kendileri fark etmişler
ve doktora başvurmuşlardır. Tarama sonucunda şüphe nedeni ile
stereotaktik biyopsi yapılarak tanı konulan yalnızca tek olgu vardır.
Ancak; sistemli ve sürekli yapılan taramalar ile elde edilmesi gereken
sonuçlar çok daha tatmin edici olmalıdır
4.
Olgularımızın %88,9’u memelerindeki problemi kendi kendilerine
fark etmişlerdir. Buna rağmen; ilk ay içinde hekime başvuranların
sayısı sadece %35,8’dir. Burgess ve ark.ları5 tarafından yapılan
bir çalışmaya göre başvuruda gecikmeyi etkileyen risk faktörleri
kitle dışındaki bulguların varlığı ve bulguların hasta tarafından
gizlenmesidir. Olgularımızın hekime veya cerraha başvuruları
arasında geçen süreyi incelediğimizde, sorunun kısmen kansere
yakalanma korkusu olduğunu görüyoruz6. Bu sürenin 5 ayın
üzerinde olması, zaten rahatlıkla palpe edilebilir duruma gelmiş
tümörlerin (bizim serimizde yaklaşık 3,5 cm) daha da ilerlemesine
neden olmuştur. Richards ve ark.ları7 üç ay veya daha uzun süreli
gecikmelerin evreyi ilerlettiğini ve sağ kalım süresini kısalttığını
bildirmişlerdir.
Verilerimiz incelendiğinde, ortaya çıkan ilginç bir nokta da, rutin
olarak izlenmesi gereken olguların (hormon tedavisi alan veya ailesinde meme kanseri bulunan) geliş evreleri arasında fark görülmemesiydi.
Risk altındaki olgulara genetik incelemenin de içinde
bulunduğu ayrıntılı testlerin önerildiği güncel protokoller düşünüldüğünde8, erken evrede başvurabilecek bu hasta grubunun
daha dikkatli ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.
Rasyonel bir bakış açısı ile gecikmenin hastaya vereceği zarar şu
şekilde özetlenebilir: Tümörün katlanma zamanı ortalama olarak
157 gün olduğu kabul edilmektedir. Başvurudan önce ortalama
170 gün tümörün bir kez katlanmasına denk gelmektedir. Erken
evre meme kanseri olan bir hastada tedavide gecikilirse aksiller
tutulum riskinin 1 ay için %0,9; 3 ay için %2,6; 6 ay için %5,1 olduğu,
65 gün katlanma zamanı için ise bu riskin sırasıyla %1,8; %5,2
ve %10,2 olduğu bildirilmiştir9,10. Yine aynı matematiksel modele
göre orta derecede katlanma zamanı olan 130 günde günlük
aksilla metastazı riski artışı %0,028, hızlı katlanma zamanı olan 65
günde %0,057 olarak belirlenmiştir9,10. Aksiler lenf nodu tutulumu meme kanseri sağ kalımı için en önemli prognoz belirleyicisi
olduğuna göre, hastalarımızda ortalama 170 günlük gecikme katlanma
zamanına göre aksiller metastaz risk artışı, katlanma zamanı
130 gün için %4,76; 65 gün için %9,69 olmaktadır.
Ramirez ve ark.ları11 ileri yaşın hastaların geç başvurusu açısından
önemli bir risk faktörü olduğunu saptamışlardır. Çalışmamızda
yaş grupları arasında anlamında farklılık saptanmamış
olması, bize göre genç yaş grubundaki hastaların da hekime geç
başvurmasından kaynaklanmaktadır. Çalışmamızda ileri evrede
başvuruya neden olan faktörler; memede kitle dışında yakınmaların
olması, KKMM yapmamak ve hekime/cerraha başvuru süresinin
uzun olmasıdır. Burgess ve ark.ları6 geç başvuruya neden
olan en önemli faktörlerin hekime ve hastalığa karşı olumsuz tutumdan
kaynaklandığını bildirmektedirler. Çalışmamızda tutum
ve davranışları belirleyen kalitatif psikolojik testler kullanmamış
olsak da, ülkemizle ilgili veriler incelendiğinde olgularımızın büyük
çoğunluğunda eksik yönelim ve bilgilenme sorunları olduğu
görülmektedir12. Başvuru sürecinin önemi Arndt ve ark.larının13 yaptıkları çalışmada da vurgulanmıştır. Bu çalışmada; en geç
bir ay içinde hekime başvuran olgularda kötü diferansiye meme
kanserlerinin daha az görüldüğü anlaşılmaktadır.
Hekime başvuru konusundaki özensizliğin diğer bir göstergesi
de, ilk bir ay içinde girişimde bulunulan hastaların yalnızca 1/3’lük
dilimi içermesidir. Sosyokültürel açıdan az gelişmiş özellikleri yönünden
ülkemizle benzerlikler gösteren İran’da yapılan çalışmalarda
hastaların bulguları fark etmeleri ile hekime başvurma süreleri
olguların %25’inde, hatta %42’sinde 3 ayı geçmektedir14,15.
Ne yazık ki, bizim serimizde de hekime başvurunun 3 aydan fazla
sürdüğü olguların oranı yaklaşık %29’dur. Bu zaman aralığı hastaların
subjektif ifadelerine bağlı olduğundan, ayrıntılı sorgulamaya
rağmen pozitif veya negatif yanılgı olasılığı vardır. Örneğin, mastodini
gibi benign sebeplere bağlı bulguları yakınmalarının başlangıcı
olarak kabul edenler, veya gecikme süresini utandırıcı bulanlar
yanıltıcı ifade verebilirler. Bunu destekleyen bir bulgumuz
da hastaların %33,7’sinin halen erken evrede (Evre I ve IIA) ve evre
IIB’de (%44,7) başvurmuş olmalarıdır. Oranlarımızın evrelere göre dağılımı Hong Kong’tan bildirilen bir olgu serisiyle benzerlik göstermektedir16.
Çalışmamızda hastaların çoğunluğunun muayene veya tetkik yaptırma
endişesi içine girmedikleri görülmektedir. Ama yarıya yakını, doğru
veya hatalı yöntem kullanarak, KKMM yaptıklarını ifade etmişlerdir.
Bu tablo, mamografi taramalarının yaygın olmadığı, sağlık harcamalarına
ayrılan bütçenin kısıtlı olduğu, teknolojinin yabancı kaynaklardan
temin edilerek sağlık hizmetlerinin yürütüldüğü ülkemizde
KKMM’nin yaygınlaştırılması gerektiğini düşündürmektedir. Ancak;
KKMM’nin beklenen ölçüde yarar sağlamadığını düşündüren veriler
de vardır. Şangay çalışmasında KKMM’nin meme kanseri mortalitesini
azaltmadığı bildirilmektedir17. Yine de, KKMM eğitiminin sınırlı bir
etkisi olması çalışmanın eleştirilen yönleridir, çünkü, kontrol grubundaki
hastaların yarısını T1 tümörlü hastalar oluşturmuştur.
Gelişmiş ülkelerdeki durum çok farklıdır; Rhode Island Sağlık İdaresi
verilerine göre 40 yaşın üzerindeki kadınların %84’üne son iki yılda
tarama mamografisi yapıldığı görülmektedir18. Ülkemizde Aslan
ve ark.ları19 tarafından, İstanbul’daki 1085 kadın incelenmiş,
%54,7’sinin KKMM yaptığı, ama bunun ancak %6,6’sının düzenli olduğu
bildirilmiştir. Seçginli ve Nahcivan ise ayda bir düzenli KKMM
yapma oranını %5,5 olarak bildirmişlerdir20. Dündar ve ark.larının2 çalışmasında Manisa’daki kadınların %75’inin hiç KKMM yapmadıkları,
%89,3’ünün hiç mamografi çektirmedikleri ve yalnız %5,1’lik
kesimin yıllık mamografi kontrolü yaptırdığı saptanmıştır.
Gelişmekte olan diğer ülkelerde de durum farklı değildir. Hisham
ve Yip’in çalışmasında Malezya’da sağlıklı kişiler için yürütülen bir
programda düzenli KKMM yapanların yalnızca %1,3 olduğunu,
geçmişinde veya ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınlarda
bu oranın ancak %2,9 olduğunu bildirilmiştir21. Bu nedenle;
Malezya, Tayland, Pakistan, İran, Nijerya ve Meksika gibi diğer gelişmekte
olan ülkelerde daha genç yaşlarda ve daha ileri evrelerde
meme kanserine rastlanmaktadır21. Pakistan’dan bir çalışmada
etkin ve hedefe yönelik erken belirleme programları, halk eğitimi,
klinik ve KKMM’nin gelişmekte olan ülkelerde başlatılması önerilmektedir22. KKMM, ülkemizde de hastanın hekime başvurusunu hızlandıracak bir unsur olarak kullanılabilir. Hastalığın tedavisinde
asıl hedefe yönelik mesajlar verilemezse, erken yaşta memesinde
ağrısı veya bir şekilde yakınması olan genç nüfus, meme kanseri
tanısı konulabilecek daha ileri yaştaki kadınlara sunulacak hizmeti
engelleyeceğini ve KKMM’nin meme kanserinin erken evrede yakalanmasına
yardımcı olmayacağını düşündürmektedir.
Sonuçta, her kadına KKMM alışkanlığı kazandırılmalıdır. Aile hekimliği
sistemi KKMM’nin yaygınlaşmasına katkıda bulunabilir.
KKMM’nin ülkemizde erken evrede başvuruları arttıracağını düşünüyoruz.
Kadınların düzenli KKMM yapmasını sağlayacak ve
başvurudaki gecikmeleri ortadan kaldıracak çalışmalara hız verilmelidir.