15,20,22,25,26-32. Bu verilere göre Avrupa ülkelerinde
emzirme oranının oldukça yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Anne sütünün
yararları ve emzirmenin meme kanseri riskini azaltıcı rolünden
dolayı bu trendin giderek artacağı düşünülmektedir.
Emzirmenin meme kanseri riskini azalttığı bilinmektedir 32. Ayrıca
emzirmeyen kadınlarda meme kanseri riskinin yüksek olduğu
da bilinmektedir 27,31,33.
Lee ve arkadaşları 20 yaş ve üzeri 110.604 kadın ile yaptıkları çalışmada,
%51.9’unun çocuklarını emzirdiğini; emziren kadınlarda
meme kanseri riskinin düştüğünü belirlemişlerdir 27.
Romieu ve arkadaşlarının Meksikalı kadınlarda emzirme ve meme
kanseri ilişkisini araştırdıkları çalışmalarında, 12-24 ay arası emziren
kadınlarda meme kanseri riskinin azaldığını 30; Almanya da Brinton ve arkadaşları 22 yaşın altında emzirmeye başlayan kadınlarda
meme kanseri riskinin daha düşük olduğunu 31 bulmuşlardır.
Bu çalışma sonuçlarından da anlaşıldığı gibi çocuk emzirme
meme kanseri riskini azaltmaktadır. Bizim ülkemizde meme kanseri
riskini azaltmada emzirmenin etkisini belirlemeye ilişkin bir
çalışmaya rastlanmadı. Ancak emzirmenin meme kanseri riskini
azaltmadaki etkisi düşünüldüğünde, çocuk sahibi olan kadınların
%95’sinin emzirmesi 24 ülkemiz kadınları için bir avantaj olarak
düşünülebilir.
Meme kanserinde yaş önemli bir risk faktörüdür 2,4,34-37. Buna
karşın Türkiye genç bir nüfusa sahip olup, kadın nüfusunun %47.3’ü
0-19 yaş, %45.6’sı 20-54 yaş grubundadır 24. Araştırmada kadınların
yaş ortalamasının 34.81 ± 13.43 olması, %38.6 (n=419)’sının
30 yaşın altında bulunması, bu yaş grubunda ORP’ının 77.66
±33.63 olması, buna karşın, 30-40 yaş grubunda (%33.6; n=364)
ORP’ının 76.05 ± 40.39; 41-50 yaş grubunda (%16.3; n=177) 121.36
±51.22; 51-60 yaş grubunda (%6.1; n=66) 138.88 ± 26.12 ve 60
yaş üzerinde ise (%5.4; n=59) 174.14 ± 61.73 bulunması meme
kanseri riskinin yaşa paralel olarak artığının iyi bir göstergesidir.
Meme kanserinin yaşa paralel bir artış göstermesine karşın Türkiye
de genç kadın oranının fazla olması 24 nedeniyle kadınlarımızın
en azından şimdilik yaş açısından düşük risk grubunda yer aldığı
düşünülebilir. Çünkü 20 yaşında bir kadının meme kanseri riski
%0.05 iken, bu oran 40 yaşında %1.49’a, 60 yaşında ise %3.45’e
yükselmektedir 4,34,35.
Ancak Türkiye de yaşam kalitesinin giderek yükselmesi ve sağlık
bakım olanaklardan yararlanma durumunun iyileşmesiyle birlikte
şu an 65 olan ortalama yaşam süresinin artacağı ve ülkemiz kadınları
için de yaşın meme kanseri açısından risk olabileceği unutulmamalıdır
2,24.
Son yıllarda yapılan çalışmalarda meme kanserinde %5-10 oranında
kalıtımın rolü olduğu gösterilmiştir 4-7,37-42. Örnekleme
alınan kadınların %91.7 (n=995)’sinin aile öyküsünde meme kanseri
olmadığı, anne ya da kız kardeşinde meme kanseri bulunanların
ORP’larının (202.27 ± 32.02) yüksek olduğu belirlendi (Tablo 2). Araştırmada yer alan kadınların büyük çoğunluğunda ailesel
meme kanseri öyküsü bulunmaması nedeniyle meme kanseri
gelişmesi açısından düşük risk grubunda yer aldıkları söylenebilir.
Ülkemizde herediter meme kanserleri oranına ilişkin bir veriye rastlanmadı. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre kadınlarda
görülen kanserler arasında meme kanserinin %24.1 oranı ile birinci
sırada yer aldığı ve görülme sıklığının yüz binde 7.32 olduğu
anlaşılmaktadır. Ayrıca Türkiye de kanser vakalarının en fazla görüldüğü
iller arasında İstanbul’un %39.23 oranı ile ikinci sırada yer
aldığı belirtilmektedir 2.
Meme kanserinde diğer memede kanser gelişme oranı meme
kanseri olmayanlara göre beş kez fazladır 25. Araştırmada kadınların
%99.8 (n=1083)’inin önceden meme kanseri öyküsü olmadığı
ve bunların ORP’ nın 153.52 ± 41.52 olduğu belirlendi. Kadınların
% 0.2 (n=2)’sinde ise önceden meme kanseri vardı ve bunların
ORP’ının 395.00 ± 0.00 olduğu belirlendi. Bu verilere göre araştırma
kapsamında yer alan kadınların %0.2’sinin kişisel meme kanseri
öyküsüne göre yüksek risk grubunda yer aldığı söylenebilir.
Ancak, daha önce meme kanseri tanısı konmuş ve tedavi olmuş
kadınların diğer memesinde kanser gelişme olasılığının beş kat
fazla olduğu düşünüldüğünde 25,43-45 elde ettiğimiz 0.2%’lik
oranın beşe katlanarak artacağı düşünülmelidir.
Hormonların özellikle de östrojenlerin meme dokusunu uzun süre
etkilemesinin meme kanseri riskini artırdığı bilinmektedir. Erken
menarş, geç menapoz, doğum yapmama ya da ilk doğumu 30
yaşından sonra yapma östrojenlerin meme dokusunu etkileme
sürecini uzatır 20,25,27,31,34,41. Bu nedenle geç menarş, 30 yaş
öncesi doğum, emzirme ve erken menapozun meme kanseri riskini
azalttığı düşünülmektedir 5,25. Mc Credie ve arkadaşları 30 yaşından
önce doğum yapmanın meme kanseri rölatif riskini RR=1.8
arasında azalttığını belirlemişlerdir 40.
Türkiye 1998 demografik verilerine göre, kadınların %9.3’ünün
15-17, %13.9’unun 18-19, %16.4’ünün ise 20-21 yaşında ilk doğumunu
yaptığı anlaşılmaktadır 24. Ayrıca Türkiye de en yüksek
doğurganlığın 20-24 yaş grubunda olduğu ve bu yaş grubunda
ki kadınların %26.6’sının bir, %14.5’inin iki, %4.3’ünün ise üç çocuğu
olduğu belirtilmektedir 24. Araştırmada ilk doğum yaşı
ortalaması 22.57 ± 4.58 olarak belirlenmiş olup, kadınların %60.9
(n=661)’unun 30 yaşından önce doğum yaptığı ve ORP’nın 100.46
± 29.84 olduğu belirlendi (Tablo 2). Bu verilere göre araştırma kapsamında
yer alan kadınların %60.9’unun meme kanseri açısından
düşük risk grubunda yer aldığı söylenebilir.
Araştırmada kadınların çoğunluğunun (%74.1) menstruasyonlarının
12-14 yaş arasında başladığı ve menstruel öykü açısından ortalama
risk puanlarının düşük olduğu belirlendi (Tablo 2). Bu bulgu
Türkiye de Vicdan ve arkadaşlarının belirlediği menarş yaşı (13.28
+ 1.09) ile uyumlu 17 olup, bu yönüyle araştırma kapsamında yer
alan kadınların menstruel öyküleri açısından düşük risk grubunda
yer aldığı söylenebilir.
Menapoz sonrası kilo alma meme kanseri açısından diğer bir
risk faktörüdür 4,21,22,46-48. Wasserman ve arkadaşları erken
yaşta (<12 years) menarş’ın menapoz sonrası kilo artışına neden
olduğunu 38, Adderley-Kelly ve arkadaşları şişmanlığın meme kanseri riskini arttırdığını 46 belirlemişlerdir. Örneklemimizi
oluşturan kadınların %88.5 (n=960)’inin 50 yaşın altında olması
ve yaş ortalamasının 34.81 ± 13.43 bulunması nedeniyle menapoza
giren kadın sayısı sadece %15.2 (n=165) olmakla birlikte,
bunların da %60.4 (n=100)’ünün menapoz sonrası kilo aldığı belirlendi
(Tablo 2).
Ülkemizin belki de önemli sağlık sorunlarından birisi de şişmanlıktır
24. Kadınların çoğunluğunun ev hanımı olması, geleneksel
olarak spor yapma alışkanlığımızın bulunmaması, beslenmemizin
karbonhidrat ağırlıklı olmasının 24 menapoz sonrası kilo almaya
katkı sağlayacağı ve özellikle menapoz sonrası meme kanseri açısından
risk oluşturacağını düşündürmektedir.
Kadınların %98.5 (n=1069)’inde meme kanseri risk düzeyinin düşük,
%0.7(n=8)’ sinin orta ve %0.8 (n=8)’inin yüksek olduğu belirlendi
(Tablo 3). Bu veriler Sağlık Bakanlığının verileri ile uyumlu
değildir 2. Ancak ülkemizde sağlık istatistiklerinin iyi tutulmadığı
da bilinmektedir 24.
Bu sonuçlara göre araştırma kapsamına alınan kadınların sadece
%1.5 (n=16)’ inin meme kanseri riskine sahip olduğu söylenebilir.
Araştırmanın sınırlılıkları
Bu araştırmada kadınların büyük çoğunlunun 40 yaşın altında olması
sınırlılık kabul edildi. Bu nedenle elde edilen sonuçlar sadece
örnekleme alınan kadınlara genellenebilir.